Metabolik Cerrahi

Metabolik Cerrahi (Tip II Diyabet Cerrahisi)

Günümüzün en sık görülen hastalıklardan biri olan obezite, birçok kişide farklı hastalıklara neden olabilir. Tip II diyabet de bu hastalıklardan biridir. Aşırı kiloya bağlı olarak ortaya çıkan Tip II diyabette hastaların düzenli ve sürekli olarak insülin kullanması gerekir. İlerleyen dönemlerde ise birçok farklı hastalığın ortaya çıkması mümkündür.

Obezite ve Tip II diyabetli hasta sayısı dünya genelinde artış göstermektedir. Medikal tedavinin Tip II diyabeti tamamen iyileştiremediği, sadece kan şekerini kontrol altında tutmayı hedeflediği bilinmektedir. Günümüzde ise uygun hastalara yapılan metabolik cerrahi uygulamaları, Tip II diyabeti büyük oranda tamamen tedavi etmektedir. Ameliyat şekline bağlı olarak oldukça başarılı sonuçlar alınan metabolik cerrahi sayesinde, hastaların diğer sağlık sorunları giderilmekte ve insülin kontrolü amacıyla uygulanan medikal tedavilere duyulan ihtiyaç büyük oranda azalmaktadır.

Metabolik Cerrahi Nedir?

Halk arasında diyabet veya şeker ameliyatı olarak da bilinen metabolik cerrahi, hem diyabetin hem de obezitenin aynı anda kontrol altına alınabilmesini sağlayan ameliyatları içermektedir.

Diyabet, Tip I ve Tip II olarak ayrılmaktadır. Vücutta insülin üretiminin olduğu fakat üretilen bu insülinin etkisiz kaldığı Tip II diyabet hastalığı genellikle obeziteyle ilişkilendirilmektedir. Dünya genelinde şeker hastası olanların ortalama %90’ında görülen Tip II diyabette insülin direnci görülmektedir. Sağlıklı kişiler mideden salgılanan bir hormon nedeniyle açlık hisseder ve yemek yer.

Yenilen yemekle mide duvarı gerilince beyne bir uyarı gider, mide hormon salgılamayı durdurur ve kişi tokluk hissetmeye başlar. Bu esnada alınan gıdalar bağırsaklara geçip, sindirilmeye ve emilmeye başlar. Sindirilmeyen gıdalar, buradan glp-1 hormonunun salgılanmasına neden olur. Bu hormon pankreastan daha aktif bir şekilde insülin salınmasını sağlar ve bu sayede kan şekeri kontrol altına alınmış olur. Bu hormon pankreastan daha aktif bir şekilde insülin salınmasını sağlar ve bu sayede kan şekeri kontrol altına alınmış olur. Ancak obez kişilerin midesi daha büyük ve açlık hormonu salgısı daha fazladır. Bu kişiler doymak için porsiyonlarını büyütür veya daha sık yemek zorunda kalırlar. Ayrıca obez kişilerin bağırsak boyu ve gıda emilimini sağlayan villus sayısı daha da artar. Bu nedenle sindirilmeyen gıda ince bağırsağın son kısmına ulaşamaz ve glp-1 hormonu aktive olamaz, dolayısıyla pankreastaki insülin aktif bir şekilde salınamayacağı için kan şekeri yükselmeye başlar. İnsülin direncinin de etkisiyle hastalarda kan şekeri aşırı yükselir. Bunun sonucunda ise şeker hastalığı başlar.

Tip II diyabet tedavisinde genellikle ilaç kullanılmakta, hastaya diyet ve uygun egzersizler yaptırılmaktadır. Ancak bazı durumlarda bu tedaviler yeterli gelmemekte, hastalık ilerleyerek kalp-damar hastalıkları, felç, böbrek ve ayak rahatsızlıkları ile görme kaybı gibi farklı hastalıkları da beraberinde getirmektedir. Bazı hastalar yoğun şekilde insülin almalarına rağmen istenen sonuçlar elde edilememektedir. Tip II diyabette ilaçlar ve diğer tedaviler hastalığı tamamen tedavi etmek için değil kontrol altında tutmak için kullanılır. Ancak günümüzde uygun hastalarda metabolik cerrahi işlemleri uygulanarak Tip II diyabet tedavisinde daha kesin sonuçlar alınabilmektedir. Metabolik cerrahi sayesinde vücutta üretilen ancak etki göstermeyen insülin kullanılmaktadır. Buna ek olarak, diyabet nedeniyle ortaya çıkan diğer hastalıklar da iyileştirilerek, hastaların yaşam beklentisi uzatılmakta ve yaşam kaliteleri artırılmaktadır.

Kimler İçin Uygundur?

Metabolik cerrahi tüm diyabet türleri için uygun değildir. Örneğin bu ameliyatların Tip I diyabet hastalarına herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Hastaların metabolik cerrahi operasyonundan faydalanabilmeleri için vücudun az da olsa insülin üretmesi gerekir. Bu nedenle insülin üretiminin olmadığı Tip I diyabette farklı tedavi yöntemleri uygulanır.

Şeker hastalarının çoğunluğunu oluşturan Tip II diyabet hastaları, metabolik cerrahi için en uygun adaylardır. Ancak, 10 yılı aşkın süredir diyabet hastası olan kişilerde pankreasın insülin üretimi azalmış olabileceği için kişide Tip II diyabet olsa dahi metabolik cerrahi öncesinde pankreastaki insülin seviyesini ölçmek gerekir. Bunun için kan tahlili yapılarak pankreasta insülin öncüsü olan C-peptit maddesinin seviyesine bakılır.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre bu hastaların yaklaşık %90’ı aynı zamanda aşırı kiloludur. Hasta seçiminde vücut kitle indeksi de büyük önem taşımaktadır. Metabolik cerrahiden faydalanmak için hastaların vücut kitle indeksinin 35’in üzerinde olması gerekir. Medikal Tip II diyabet tedavisine yanıt vermeyen ve kitle indeksi 30’un üzerinde olan hastalar da metabolik cerrahi operasyonu olabilir.

Nasıl Uygulanır?

Gelişen tıbbi imkanlar sayesinde günümüzde metabolik cerrahi operasyonu kapalı olarak yapılmaktadır. Genellikle 4 ila 6 adet küçük kesi açılarak yapılan operasyonlarda farklı yöntemler kullanılmaktadır. Ancak bütün ameliyatların ortak özelliği mideye müdahale edilmesi, iştahın azaltılması, gıda alımının kısıtlanması ve gıdaların ince bağırsağın son kısmına ulaşmasını sağlayacak kestirme yollar yapılmasıdır.

Tüp Mide Ameliyatı

Tip II diyabet ve obezite tedavi yöntemlerinden biri olan tüp mide ameliyatında midenin büyük bir kısmı alınır. Bu operasyonda yalnızca mideden sindirim sistemine geçişi sağlayacak yemek borusu ve bağırsak bağlantı noktaları bırakılır. Tüp mide ameliyatının en önemli amacı hastaların mide hacimlerini küçültmek, çok daha az yemek yiyerek doymalarını sağlamak ve açlık hormonu salgılayan bölgeyi alarak iştahı azalmaktır. Günümüzde yaygın olarak tercih edilen bu yöntemle hastalar iştahlarını kontrol altında tutabilmektedir. Obezitenin kontrol edilmesi sayesinde Tip II diyabete bağlı hasarlar da ortadan kaldırılmaktadır.

SJIT (sleeve ve jejunoileal transit)

Bu yöntemde tüp mide ameliyatına ek olarak ince bağırsağın başlangıcından 150 cm ve son noktasından geriye doğru 100 cm arasında bir geçiş bağlantısı kurularak, bazı gıdaların sindirilmeden ince bağırsağın son kısmına ulaşması amaçlanır. Böylece kişi hem kilo verir hem de diyabeti düzelir.
SJIT yönteminin en önemli avantajlarından biri, operasyon geçiren hastaların %95’inde demir ve vitamin takviyesine gerek duyulmamasıdır. Yöntemin hastaların büyük bir kısmında sağladığı diğer avantajlar ise şu şekilde sıralanabilir:

  • Hızlı kilo kaybı,
  • İnsülin takviyesi olmadan hayatını sürdürebilme,
  • Uyku apnesi, reflü ve hipertansiyon gibi rahatsızlıkların ortadan kalkması,
  • Kolestrolün normal değerlerde seyretmesi.

Transit Bipartisyon

Transit bipartisyon ameliyatı, tüp mide ameliyatına ek olarak uygulanan bir operasyondur. Bu operasyonda, tüp mide ameliyatının ardından ince bağırsak ve mide arasında bir bağlantı noktası oluşturulması amaçlanır. Tüketilen gıdaların büyük bir kısmı bu yeni bağlantı noktasından geçerek ince bağırsakta emilir.

Gastrik By-Pass

Tip II diyabeti kontrol etmek amacıyla uygulanan etkin yöntemlerden biri de gastrik by-pass ameliyatıdır. Bu ameliyatta mide ve ince bağırsakta değişiklik yapılarak, midede oluşturulan torba ile ince bağırsağın alt kısmı birleştirilir. İnce bağırsağın ilk etapta ayrılan üst kısmı ise yeniden alt kısma bağlanır. Gastrik by-pass’ın amacı mideyi küçülterek gıda tüketimini azaltılmak ve ince bağırsakta gıda emilimini en aza indirmektir. Bu uygulama sayesinde tüketilen gıdalar hem midenin hem de ince bağırsağın büyük bir kısmına uğramamaktadır. Hastalar hızla kilo verdiği için, Tip II diyabette de iyileşme sağlanır.

Gastrik by-pass obezite cerrahisinde de yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biridir. Bu nedenle sıklıkla tüp mide ameliyatıyla karşılaştırılmaktadır. İki yöntem arasındaki en önemli fark midenin hacmidir. Tüp mide ameliyatında midenin büyük bir kısmı alınırken, gastrik by-pass ameliyatında mide aynı hacimde bırakılır. Ayrıca gastrik by-pass’ta gıda emilimi azalır ve dolayısıyla uzun bir süre vitamin ve mineral takviyesi gerekebilir.

İleal İnterpozisyon

Metabolik cerrahi yöntemlerinden biri olan ileal interpozisyonda amaç ince bağırsağın başlangıç ve bitiş kısımlarının yerlerini değiştirerek hormon seviyesini artırmaktır. Bunun neticesinde, oniki parmak bağırsağı, mide ve pankreasta yer alan insülin direnci hormonları azalırken ince bağırsaktaki insülin duyarlılığı hormonları yükselir.
Genellikle tüp mide ameliyatıyla birlikte uygulanan ileal interpozisyon ameliyatı hormon dengelerini değiştirdiği için Tip II diyabetin tedavisinde etkin bir yöntem olarak kabul edilmektedir.

Metabolik cerrahi ameliyatlarının riskleri nelerdir?

Metabolik cerrahi ameliyatlarından sonra her operasyonda görülen bazı riskler bulunmaktadır. Kanama riski yaklaşık %0,9, pıhtı sorunları %0,3, darlık sorunları %0,3 ve kaçak olma ihtimali %1 ila %2 olup, nadir olarak her ameliyatta olabilecek anesteziye bağlı problemler ve çok nadir olarak da (%0,2) hastaların hayatını kaybetmesi ameliyatın riskleri arasında sayılabilir. Bununla birlikte yapılan ameliyatın türüne göre uzun vadede fıtık, ishal, kusma, ülser, reflü ve bağırsak tıkanıklığı gibi riskler de vardır. Ancak orantısal olarak bakıldığında, bu riskler çok küçük bir hasta grubunda görülmektedir. Ameliyatların başarı oranı ortalama %95’tir.

Sık Sorulan Sorular

Metabolik cerrahi Tip II diyabette kesin çözüm müdür?

Tip II diyabet hastalarının ömür boyu ilaç tedavisi görmeleri, insülin takviyesi almaları, diyet ve egzersiz yapmaları gerekir. Fakat çoğu hasta bu kurallara uzun yıllar boyunca uyamaz. Sürekli ve düzenli tedavi de hastaların yaşam kalitesini düşürür. Büyük oranda başarılı olan metabolik cerrahi yöntemleri ise hastadan hastaya farklı sonuçlar doğurmaktadır. Çoğu hasta bu uygulamaların ardından insülin takviyesini tamamen bırakmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, metabolik cerrahi yöntemlerinin bu hastalar için kesin çözüm sunduğu söylenebilir. Bazı hasta gruplarında ise ameliyat sonrasında ilaç dozları büyük ölçekte azaltılarak medikal tedaviye devam edilmesi gerekir. Cerrahi müdahalenin ardından ilaçla tedaviye devam edilse de kilo kaybı sağlanarak olası hastalıkların önüne geçilmekte ve kan şekeri kontrol altında tutulmaktadır.

Metabolik cerrahi operasyonları sonrasında hastalar nelere dikkat etmelidir?

Bu operasyonlar çoğu diyabet hastasında etkili olsa da başarı oranını artırmak amacıyla hastaların da yaşam tarzlarında ve beslenme alışkanlıklarında değişiklik yapmaları gerekir. Aynı zamanda psikolojik etkileri de olan bu süreçte diyetisyen ve genel cerrahi uzmanlarına danışmanın yanı sıra psikiyatrik rahatsızlıklarla ilgili de yardım alınmasında fayda vardır.

Hastalar ameliyattan sonra 2 ila 3 gün boyunca yalnızca sıvı gıdalarla beslenir. Ortalama 4 ila 5 gün içinde hastaneden taburcu olan hastalar masa başı bir işte çalışıyorlarsa ilk haftadan sonra işlerinin başına, 1’inci aydan sonra ise günlük hayatlarına dönebilir. Ancak yaklaşık 2 yıl boyunca doktor kontrolünde olmaları gerekir.

Kimler metabolik cerrahi ameliyatı olamaz?

Bazı hasta grupları, Tip II diyabet hastalarına uygulanan metabolik cerrahi operasyonlardan faydalanamaz. Vücut kitle indeksi 30’un altında olan kişilere, pankreasında yeterli insülin bulunmayan kişilere, ağır psikiyatrik hastalığı olan kişilere ve şeker hastalığına bağlı organ fonksiyon kayıpları olan hastalara metabolik cerrahi işlemleri uygulanmamaktadır.

error: Content is protected !!
Messenger
Email
Bize Ulaşın
Messenger
Email
Bize Ulaşın